saçlarım daha uzunken uzun uzadıya düşünürken kısa kesmek istiyorum

.



derine
daha da derine doğru gidiyorduk,derim kaburgalarıma yapışmıştı,ciğerlerim yanıyordu,su tüm gücüyle üzerime abanmaya başlamıştı
bileğine tutunmamı ve sakin olmamı söylemişti ancak derinlere indikçe bileğini kavramak konusunda zorlanıyordum,teni gitgide kayganlaşıyordu sanki bir yosuna dönüşüyordu
sıkı tutun diye bağırdı
yapamıyordum parmak uçlarımın yanmaya başladığını hissettim sanki içimde hava kabarçıkları yanarak patlıyordu
  oksijen ..oksijen dedim yanabilen bir madde yanıyorum..yanıyorum..suyun derinliklerinde yanıyorum..
havayı unut dedi..havayı aklından sal..başka türlü nefes alacaksın burada..
  bu suda ateş var bence..bence..artık sana tutunmamalıyım
tanıdığını sandığın havayı unut diye bağırdı..onu bırak
aklımın bedeninde varlık sürmüş olan son hava kırıntılarını bıraktım tüm gözeneklerimden çıkan bu gıdıklayan eğelenceli şeylerin etrafımda dönerek yükselmesini izledim
ona doğru döndüm,gülümsedim
  ne eğlenceli şeyler değil mi !
evet dedi
  ah ! sahi neydi onlar ?
hidrojenden kurtulmaya çalışan oksijenler
  anlamadım!..bi,r,leşenler nasıl ayrışmak istesin ki ?
yosundan parmaklarıyla yüzümü kavradı
keyifle ışıldayan gözleri daha derinde dedi , daha derinde
yeniden bakışacağız

su
su şakır mı 
kuş akar mı avuçlarımdan
ya özlem ?!







gece dolun ayın ışığında yürüyorlardı
adam dişlerinin arasından tıslayarak sadece sevmeni istiyorum,beraber bir şeyler üretmeliyiz de ne demek,anlamı yok da ne demek? dedi

beraber demedim,birlikte bir şeyler üretebilmeliyiz dedim
diye tekrarladı kadın sakin bir sesle
acı bana acı biraz diye bağırdı adam
o sırada yanlarından geçen bir köpek adamın bağrıntısından irkilerek hafifçe dişlerini gösterdi
lanet olasıca köpek!!
sen..sen..
adam içindeki küfürleri fişek gibi saçmaya hazırlanırken köpeğin dişlerinde kendi ağzını gördü
sen köpeğin döllemiş olduğu insan soyundansın!!

kadınla köpek göz göze geldiler
kadın insanların betimlerine acıdı
ve önünde ve ardında ve altında ve üstünde hiç bir şey kalmadı
bir an nerede olduğu olgusunu kaybetti
ters yöne doğru yürüyen köpeğe doğru çevirdi başını tüylerinin arasındaki otlara takıldı gözleri üzerinde ışıldayan ay zerrelerine baldırındaki çamura
tek ve tereddütsüz bir dönüşle köpeğe doğru yöneldi
beraber içlerindeki yere doğru devam ettiler


sana ekmek yaptım
sonra bir kalem kağıt alıp dağılmış malzeme artıklarıyla yaşam bezeli tezgahın kıyısına oturdum
içine kattıklarımı
yaşamsal gerekliliklerini
bizi nasıl besleyip koruduklarını
onlara neden ihtiyaç duyduğumuzu
yani
adlarının yanına manalarını yazdım
ellerimi çeneme dayamış mektuba bakarken
mana kelimesinin; iç yüz, ruh anlamına da geldiğini düşündüm
gözlerim ekmeğe ilişti
aslında adların hiç bir manası olmadığını
manaları adlandırdığımızı farkettim ve ne yazık ki bunun sonucunda düğümlendiğimizi
kokusu dayanılmaz isteklilik uyandıran
ekmeği okşadım
sen gibi..

http://digidownload.libero.it/discobolo2005/Schubert%20Piano%20Trio%20In%20E-Op%20100.mp3


oturmuş pencerenin önünde seni seyrediyorum
evet haklısın..
nasıl görebilirim ?!
çok uzaktasın
ama..
..işte böyle görüyorum kırılmış yansımalar ardından
ve biraz ıslak
ve biraz soğuk
ve biraz ayrışık yaşamdan
ama..
neşeli bir akvaryum balığının gözleriyle
neden mi ?!
çünkü dünya o kadar
bir ak var , yum gözü-nü
kadar....



olasın günler vardır
oldurulduğun günlere tezat,
kokarsın

ateşli ocak gibi üzeri bir demlik ev tadında,
kokarsın

hummalı işleyişler içinde çürümeye bırakılmış et misali bir çukurda,
kokarsın

koca bir kazan kaynayan suyun mermerden yükselen sabun buğusunda,
kokarsın

seni saran kollayan ellerin acı morkızılı izlerinde,
kokarsın

bahçendeki haşmetli dutun gölgesinde mahmurçiçeği misali,
kokarsın

kızlığından sakladığın ince duvak teli hikayesinde, hala hülyalı,
kokarsın

bir avazda anneliğinin oldu bittisi,
evladının dökülen süt dişlerinde,
kokarsın
gelir
kokarsın
geçer
....


fotograf:Stefan Eisele




pek çok şeyin ana-b-aşı sözcüklerse eğer
içtenlikle edilmiş herhangi bir cümle dizini beni baştan çıkarabilir

ne var ki içtenliği sezinlemekte hayli kuvvetli içtitreşimlerim olması
duygular ve gerekliliğince dökülmüş kelimeler arasındaki anaistenç boşluklarını algılıyor

*algıdaacı




bazen dilini yemeli insan...çilek sanma yanılgısı ile 
yada dokunarak tatmalı sözün ne olduğunu
bazen sert ta-r-tmalı
yüzünde acı değil 
orgazm olmalı
hatta 
sade-ce
duru tadı
algılamalı 
daha olmalı
daha daha
an-lamalı
...





...
kırmızı salınan güzellikler
için gidiyor bir sağa bir sola yatarken rüzgarda
bakıyorsun....
bir şey olduğu yok....
iyiler...
sonra bir daha bakıyorsun yakından
kızılın yatağından döl savruluyor...
aslında seviştiklerini fark ediyorsun ,seni umursamadan..
öyle narin , naif ve zevkle
sessizce rüzgarla ahenkte ...
sonra biraz daha eğiliyorsun
küçülerek biraz daha , biraz daha yaklaşıyorsun
belkide aynılaşıyorsun..
ne o senden utanıyor, ne de sen onun yaptığından...
yoruluyor , mutlu, bırakıyor yapraklarını , eğiyor boynunu
toprak koynunu açıyor
saklayacak o doğal narin güzelliği...
bir dahaki tatlı ılık meltemli günlere kadar...



ne kadar doğal...
AŞkA inisiyatif katmadan lezzetli
doğamak


Beni ilk yüzdüren neydi bilmiyorum yada baskının nasıl beslendiğini...
Kafamın içinde yüzen seslere sahip olmanın sadece ne hissettirdiğini biliyorum
Gözlerimi kapadığımda uyanan , her uzanışımda beni izleyen bir yüz
Bu yüzden biliyorum.. yüzme ya da batma zamanı geldiğinde..
tam derimin altından beni duyuyor
Bu kafamın içinde bir kasırga gibi
İçimdeki sesi duymayı engelleyemiyorum gibi
Yüz tam derimin altında gibi
Biliyorum içimde sesi gür bir yüz var
Bana bütün düşünceleri yüzdürüyor
Senin de içinde bir yüz var ve senin düşüncelerin muhtemelen benimkilerden daha beter
Herkes yüzdüğü yüzün yüzeyinde yüksek gerçeğindeymiş gibi davranıyor
Ne yapabileceğini anlayamıyorum
ama
Herkesin içinde bir yüz var
Gözler kapandığında uyanan sesi gür bir yüz
her düşüşte gülebilen bir yüz ve her şeyi izleyen
Bu yüzden biliyorsun yüzme ya da batma zamanı geldiğinde
tam derinin altyüzeyinde
içerde
Güneş batıyor
Işığın derinime daldığını hissediyorum

İçimdeki yüzün tam derimin altında yüzüyor gibi
içindeki yüz tam da derimi yüzüyor gibi
..
.
olmak zor zanaat
bir takım şekillerde kaç adam tanıdım ? şekillerde kaçışlar bulmuşlardı
fikirleri olduğunu zikreden adamlar tanımıştım , zikirlerin de çürüttüler fikirlerini
bilgileri olan
duyguları
halleri
zamanları
mekanları
...
kandil fikirleri bilgileriyle birleşerek eriyen
duygusuzluklarını durum-zedeliklerine asla bağlamadıklarını söyleyen
çaresizliğin içinde ilerleyen , ileri olan adamlar
..
istemiyorum
..
ruhu barındıramayıp , dışına kaçırmışları
olmaya git dedikten sonra kendilerini birdaha asla bütünleyemeyecekleri
sevmeyi yitmiş bilenleri
dokunurken hissetmeye gerek duymayanları
yaşam coşkusu olmayanları
incelikleri,naifliği,küçükten büyüğe kademe kademe büyüyen bazende patlamalarla gelen tüm güzellikleri algılamayanları...,

istemiyorum
...
daha çok küfrüm var...hatta bu daha değil bile...
..
siz şimdi sanın ki ben geçmiş bir aşk isyanındayım
yada bugün aşka bildiriyorum
yada yarınkilere bilgi veriyorum
hayır

ben
olmakla konuşuyorum..




I
sade-ce duruyorum 
kayaya eşlik ediyorum 
güneş beni kavurdukça bazaltın nasıl tahammül ettiğini öğreniyorum 
beraber kütle , damar , akıntı hallerinden geçiyoruz 
sessizce çatlıyoruz esen rüzgarda,kavurucu güneşte,şiddetli yağmur ve ardından donda, 
yavaş yavaş parçalanıyoruz zerre zerre dağılıyoruz zemine
bir sanatın eseri olmak istemediğimizden tüm bunlar 
katman katman tortul yığıntı olmak istemediğimizden
ya
da
beril bir duygu bu ve üstüne üstlük asude
yaratan-ların san-at-ından bağım-sız-lıyor
yaratan-ların zannından ayrışık
..
zanaat yolunda 
devirgen

II
kuyruk sokumundan yukarı doğru çıkan çizgiden

aklını keskinlikle fırlatıyordu kadın
avcuna düşen aklının sertliğini sıvazlıyordu
yüreği sandığı
kayayı yarığından kaldırıyordu parmakları
yumuşak sandığı elleri
zahmetini taşırıyordu bedeninden

III

suyun üzerinde yürümek istemediğimizden sadece duruyoruz
kaya eşlik ediyor
yüreğimize
sessizce çatırdıyoruz
dağılıyoruz zemine













koynumdaki sevgi-ler geceleri yuvasından çıkar etrafta dolaşır-lar
kimisi burnunu sürter, kimisi kuyruğunu
 birinin nazik sesi ninni söyler
kimisinin sivridir dişleri tırnakları, dokunduklarında sırtımı yay gibi gerer
sözlerinin bıçak olduğu varlıklarda dolaşır bazen, omurgamın oluğundan ter akar uyku sersemi kan oluğu sanarım onu yatak savaş alanına benzer
her şeyin beni sarıp sarmaladığını hissederim yada belki ben sarıp sarmalıyorumdur
ne önemi var bu iç içe geçmiş bir duygu
ama en çok
nefes alıp verdiğimi duyumsarım göğsümün yükseldiğini sonra kendini bıraktığını
gün başlarken kirpiklerimin arasından içeri sızan ışığın en çok arzuladığıma temasına izin veririm ve bir süre daha onunla kalırım
o an
onunla
nefes  alırım
nefes veririm

bir kadının en sevdiği şey sarıp sarmalamak besleyip büyütmek değildir
bir kadının en sevdiği şey ŞİFACI ROLÜ OYNAMAKTIR
bu aslında doğurganlığımızdan geliyor ancak yanlış olan şifacı ruhumuzu hissederek hareket etmemiz değil...kişi şifa bulmadan onu kendimize (hastalığını) bulaştırmamızdır


**
sevmek
tümden
tüme
meyletmek
bir varlığın salt kendine meyletmek...onun özünün farkındalığını istemek..acayip bir duygu

aslında her şeye doğru bu kavrayış istekliliğiyle yaşıyorum  ancak söz konusu insan olunca ya bir yerini tutarak geliyor ya da bir tarafını tutarak gidiyor...

*fotoğraf Veselin Malinov

Va'd kişinin iyiliğinden, vaîd ise kızgınlığından doğar. onun için

va'di yerine getirmemek yalancılık

vaîdi yerine getirmemek ise iyilik sayılmıştır

say say bitmez

vaadler

vadeler

iblis güzelliği

ses-siz-sin-iz

açılıyorum sesleri duymuyorum,seslerin beni duymadığı kadar onları algılıyorum

Algı kusur tanıyor ,derinlere doğru kulaç atıyorum
bir deri'nin almadığı kadar bütünlük taşıyorum

Sıyrılıyorum bütünümden, kulaç atmayı bırakıyorum,gözlerim açık yüzüm göğe dönük batıyorum maviye yıldızların ışığına karışıyor herşey
Elimi uzatıyorum durduruyorum döngüyü şimdi tüm renkleri algılayabiliyorum
içim-de