saçlarım daha uzunken uzun uzadıya düşünürken kısa kesmek istiyorum

.


kadını bağlar yüreği

bağlar toplum

bağlar şiddet

bağlar din

bağlar erkek

bağlar

kadını bağlar

ama

tüm bağlar sevgisinin şefkatinin önünde b-ağlar

*

kadının gözyaşları o sert inatçı bağlardan gelir

o bağlarda güzel üzüm yetişir


bağ bozumu-şarabi kadınlar



ne diyebilirim ki ellerim
ne diyebilirim ki sana
ellerin

sen 

göresin diye çağırdım seni. 

gör diye ! 

söylesene! her gördüğünü gösterebiliyor musun ? 

ışığın yetiyor mu ? 

netliğini ayarlayabiliyor musun ? 

bakının..

görmeyi, sadece görmeyi biliyor musun ? 

hem ne göstereceksin ? 

ne için ?

haberleşmek için mi ? 

kendinle habersiz kaldın mı hiç ?  

gösterilemeyen şeyler görüyorum hep. 

gör sadece gör! Ne olursun görmek için bak. 

görüyor musun ? 


*

Görü

ne iyi olurdu, herkesin,

…Ben yalan söyleyebilirim,

ama sana değil..

bir sen’i olsaydı..

ne iyi

şimdi herkesin bir sen’i var.

yalan söylediği…

Özdemir Asaf



yüreğinden değil de elinden  *tutku* gelen bir adam hiç bir işe yaramaz

her sabah odama dalan hayat enerjisinin peşinden

kulaklarıma dalanan yaşam telaşesinin elektriğine çarpılıyorum 

alnımın tam ortasında bir nehrin kaynağı beliriyor 

yatağımdan dikeldikçe hayata doğru akıp gidiyor

zam-an 



o zaman 
kop-cha cha cha !



sade ce

doğa kadar sakin ve töz olabilirim

sade ce
doğaM
kadar
durgunken coşar
sebepleri fırtınaya çevirir gök boyu yükselir
ardından çekilirim


sade ce
var olan kadar derinlik taşırım
var olan kadar karanlık 
var olan ışık

ve

doğaRda..
..bu satıhta
hayat bulurum


*

hiçbirimiz 0 ile 1 in arasındaki yolu kat etmeden 2 ye varamayız…

sıfır ile bir arasındaki sonsuz dizinde varlık süren dünyamız….değil…hayır !
…sade ce aklımız
tüm bildiklerimiz…bilmediklerimiz

sunya

“Ne varlık vardı ne yokluk, 
Dünya yoktu, onu örtecek gökyüzü de.” 
(Yaradılış kasidesi, Nâsadiya-Sukta, , X. 129.)

bereketiyle bizi el üstünde tutan bu satıhta bir avuç toprak yeter varlığımıza

birimiz sağ el olsa diğerimiz sol 

zihin, duygu ve beden bağlarıyla bir barınak yuvalasak tam yaşamın ortasına



nefes

alırken seni de içime çeksem

bilmeden

o zaman bilirdin

gördüklerimin neye benzediğini seslerin içimdeki tınısını , hissettiklerimi , kızgınlığımı , arzululuğumu , gözyaşlarımı neden bazen tutamadığımı hatta neden tuttuğumu , sevmek duyumumu………

.....ben bilmeden oldu ya şimdi tüm bunlar

gözlerine baktığımda bilirim nerelerime varabildiğini





hiç bir zaman neyin dikine durduğunu
neyin dikine doğru durduğunu bilemeyiz

eğrinin ne olduğunu bilemeyeceğimiz gibi doğrunun da ne olduğunu bilemeyeceğiz

*

geoit bir satıh üzerinde geometrisel bakış açıları , doğru çizemez

gözümüzün kör noktası için üzgünüm

özellikle içimizi bürüdüğü için…..

herkesin düzmece hikayesi vardır

ben düzülmek istiyor muyum peki ?!

hayır !



bakıyorum

bakıyorsun

bak-ı-yor

batıyoruz

bakıyorsunuz

bakıyorlar


bense sadece

insanların zaman zaman istekleri yüzünden direngen bir arsızlık içerisinde olduklarını,

bu yüzden diğerlerinin özgürlük ve özgünlüklerini tehdit ettiklerini düşünüyorum


beni sev yoksa ağzını burnunu kırarım diyemedim ya..

hep bir pamuk - şeker havası ! !



yok-um

yok-sun

yoksun-us


sadece o ağacı görebiliyordum bir de gök yüzünü

yaşamak için tutunduğum dal beni hareket etmekten alıkoyuyordu 

sap aracı mıydı

dal kuvvet 

ağaç mıydı beni tutan

beni yaşamak için tutuyordu

yoksa beni yaşatmak için mi

ya da kendini yaşatmak için miydi tüm bunlar

kendimi dalında al bir elma biliyordum

aslında bildiğim tek şey diğer her şeyle aynı olduğumdu

onlar çiçekken ben de çiçektim

onlar körpeyken ben de körpe

onlar büyüdüler ben de

yeşildiler,sarı,al sonra büzüşüp kahverengiye dönenleri oldu

bazıları rüzgarla bazıları ağırlığından ayrıldı saplarından 

bazılarını sapsız şeyler didikledi ya da söktü dalından

aslında ben al bir elmaydım

bildiğim

düştüm

dalımdan

al bir elma

karşıda-n gördüğümü ben sandığım için oldu tüm bu yanılsamalar

büyüdüm

bir ağaç oldum 

al meyvelerimle

bir elma ağacı

….. !



her şeyi geç

ilişki

ilişiklik

kadın

erkek

arkadaş

dost

düşman

akraba

kardeş

olur

olmaz

yani 

her şeyi geç

tüm ekleri

lık-lik-luk-lük

likit duygusu gibi değil mi ,ekler akar gider

ama..

..insan

içindeki-ne yaptın sen




o

duran bir kapı önüydü

ardına kadar kapalı

en lüks umuma açık tuval,e,tin önünde

dolu çanağından renk çalasınız diye gergin tenine

süresiniz diye hayattan

bir süre

bir motif

bir desen

bir fırça darbesi

o duran bir kapı 

önünden

ardına kadar

No one moves no one gets hurt

yabanıl düşler

soluksuz bir suskunluk var fırtınadan önce
denizi bölen beton dalgakıranların üzerinde salınan manzaralı düş lokantaları
mum ışığında akıyor kaftan kırmızısı gölgesi kadehlerin
dudaklarının kenarından geceye
çatal bıçak şakırtısı ve sahilden daha içeride milyarlarca ampül yanıyor
kırmızı ışıkta hızla durmadan geçiyor ruhlar
kavisli yan yollardan içerlekçe özel alan boşluklarında çitli bahçeler
aslında tüm yerler paftasıyla adacıklar halinde boş bir zihnin içinde
bu gece ölümcül bir suskunluk var denizin üzerinde
belki silip süpürür çeker içine
ve bütün yanan ışıklar söner denizde
sen, sonsuz neden 
varlığı, hayata,harekete dayanan 
uzun, geniş, derin bilinmeyene uzanan
sezdiğim ruh da ölçü kavrayamam 
gücü
kitleyi
sayıyı
alt
orta
yükseği 
siz
kör yanlışlar
zalim gönüller 
aksi ruhlar 
tuhaf tutkular
hasım talih
düşmanca gayret
sağır haset
haris zaman
berbat öfke 
gayretiniz
ne içimdeki istekliliği örtmeye yetecek, ne de perdelemeye gözlerimi




bir yunus gibi olabilmeyi hep denemişimdir
'denemişimdir' çünkü
isteklilik duymak ,yapmak
istemek de olmak değildir
çalışmak gerekir...çabalamak..
"denemişimdir" çünkü 
varlık-canlı ilişkileri örgüsünde
onları yoğunluklarıyla hissetmek arzusu taşıyorum
taşıyorum


*sadece suyu ve yunusları sevdiğimden daha daha daha derin hissedebilmek arzusundan





umutlu bir göçebeydim
uyurdum sere serpe göğün altında 
lakin 
Aptallık  o kadar yaygınmış ki bir korunak lazımmış kapıyı pencereyi sıkıca kapamazsan havayla bile içeri girermiş. Dünyanın en bulaşıcı hastalığıymış aptallık. 
İnsanların, toplumun kendilerine yüklediği bütün önyargıları ahmakça taşıdıkları bir deve dönemleri vardır; sonra aslan dönemi gelir, önyargılara karşı aslan gibi savaşırlar ama bir de bazılarının geçebildiği bir çocukluk aşaması vardır. En üst aşamadır bu. Hayata bir çocuk safiyetiyle bakmak ve oyun oynamak; her türlü etkiye açık hale gelmek. Yitirilen safiyeti tekrar bulmak ..farkındalık biraz da
kanportakalı olmak




Jilet vurulmuş gibi tebessümün
biçiyor dört bir yana sakin bir günü
Rüzgarın savuruyor harflerimi
unutursun diyor tilki
girdiğin kümesi

üzerime uzandığının farkında bile değildi







nasılsın ? iyi
sen? iyi
nasılsın? iyi
sen?  iyi
 nasılsın düşes?

bir es hikayesi gibi

nasıl?


düşüncelerin arasına düşüyorum kanıyor her yanım ama iç denizimin bir damla suyunu harcamıyorum yaralarıma ,

öyle... ilk kez (darbelenmiş) gibi, 
kanımın üzerinde oyun oynamaya meylediyor parmaklarım  
bakıyorum, evreni darbeleyenlere ,sonra oyuncaklarıma, 


ne kadar şanslıyım,diyorum....
kaç çocuğa nasip olabilir ki on parmak kızıl oyuncak
hemde hiç benden koparılmayacak...
görülmeyen sınırın az ilerisinde oynarken çok gürültü çıkarıyor diğerleri
kulaklarım çınlıyor
..
.
kendime geldiğimde 
görüyorum ki beşi birden bir demet çiçek gibi yatıyor yerde
diğer iki parçacığı bulamıyorum
yerde yatan elimi bir kır demeti gibi kalan eksik elime alıyorum
acı duyuyorum ancak tüm bunlar bittiğinde kalan varlığımın neşesi tekrar hareketlenecek
..
yinede 
diğer iki parmağımı çalmışlar diye hayıflanıyorum 
...

bir çocuğa nasıl anlatmaya çalışırsan kötülüğü ve nedenlerini öyleyim işte

tam kabusun merkezinde
ve
hep bir nebze uzak her şeye

mümkünse 

es

( her melodinin es i vardır
orada gözlerini kapatıp nefes almalısın yoksa ne öncesini ne de sonrasını hissederek duymuş sayılırsın )


bir su kenarında
münferiden
sohbetleniyordum
bildiğiniz duyu denen algılarımın bir bölümünü devre dışı bırakmıştım
aslında onlara duyarga demek beni daha çok eğlendiriyor
duyarga dediğimde gözümün önüne tüm bedenimi saran derimin altından dışarı doğru uzanan ve çekilen uzantılar geliyor
bu içimin dışarı ile teması
dışarının içime nüfus etmesi diye bir diğer hal var ki bunun tümünü size aktarmam olanaksız
tabii aktarmayı deneyebilirim
tüm varlıkların(canlı/ve de cansız saydıklarınızın)kendilerinden yayılan zerreciklerinin etrafa dağılımı esnasında,nefes almasanızda...tüm deliklerinizi kapasanızda (ki mümkün değil)sizinle temas ederek oluşturdukları yeni /hudutsuz varlıklar..her şeyin diğerleri ile tamasının hudutsuzluğunu düşünsenize bir insan yolda yürüyor..yola temas ediyor..havaya..ağaç ,yanından geçtiğin bina üzerine doğru akıyor su tanecikleri asılı dururken onu yararak geçiyorsunuz ve tabii çarparak ,insanlardan, hayvanlardan...varlıklardan zerreler saçılıyor etrafa, hareket ediyor yada etmiyor olmalarının bir önemi yok birbirine harmanlanan tüm şeyler yeni..yani hudutsuz cisimler oluşuyor..dosdoğru bakıyoruz..hayır baktığımızı sanıyoruz..sandıklarımıza bakıyoruz..duyargalarım,duyargalarım beni aşırtıyor
enfes bir manzara
çil yavrularım

tenin kişilerin betimlerini kusmaya başladığında
önce hiç bir şeyi aşamadığını düşünür varlık
çoğaldıkça irkilir "bütünümü kaplayacak bunlar"
ardından fark eder ki 
içine doldurduğu kapları boşaltıyor
ruh
bütün kapları kacakları geldikleri yerlere fırlatacağım haberiniz olsun
.. 
bunu; kendinizi size iade i ziyaret ettireceğim diye de algılayabilirsiniz

hiç bir yer arıyorum


hiç bir yer şu An dan Daha olamaz
...

sade ce sen ve ben olsaydık sevişmek dikromatik bir hiss olabilirdi


yatağa uzanıyorum
sol yanımda bir kitap ,sağ yanımda gece,bir süre sonra solumu kavrayıp sağıma doğru yatırıyorum ,aklımın üzerime çıkmasına izin vermiyorum,yataktan aşağıya doğru iteliyorum onu, gözlerimi kapadığımda saydamlığın içine yeşil akmaya başlıyor,akan yeşilin mahiyetini kavramaya çalışıyorum ,çocukluğum,konya daki su parkı geliyor aklıma rengarenk akan sular,değil ! bu yeşil o değil ,içinde yüzmüyorum ,sanki yaşayışın kendisi öyle ,aklımı yataktan aşağıya sıyırdığımı hatırlıyorum anlamaya değil algılamaya açıyorum kendimi,sevgi ile şakalaşır gibi bir el kıstırıveriyor burnumu "iyi geceler" dediğini duyuyorum, bir şehir beliriyor gözümün önünde bir adam yemek yiyor denize karşı yeşil ışıklar ışıldıyor, uzaklarında suyun üzerinde, sonra sarı, kırmızı, mor, mavi karışıyor gözümün içinde hare hare patlıyorlar o kadar yaklaşıyorlar ki gözümü açıyorum ,burnumu elliyorum ,sanki parmaklar gerçekten burnumu kıstırmış gibi ,şefkatine gülümsüyorum

yeşil,yeşil,yeşil
yeşilin içinde sevişiyoruz
seviştiğim yeşil mi ? adam mı ? adam mı yeşil ? ben mi ? sevişmek mi yeşil !
yeşil, yeşil
yeşilin içinde buğulu tenlerimiz,sevişmekten mi buğulanmış tenlerimiz,tenimizden çıkan buğu mu yeşil,vahşi tadıyla genzimizden kayarak içimize akan yeşil,taze çiğ kokulu yeşil, kanımıza karışan yeşil



kırmızı
yeşil
şimdi,şimdi
bedenlerimizden dışarı taşan mahi-devran
kahverengi


tırnaklarımın mavisine ay taşını katıştırmayı düşünerek doğruluyorum uykumdan,parmaklarıma gök bulaşmış gibi,atmosferin rengi var mıdır? Eğer saydamlığını sis pus toz bozuyorsa ve onlar yerden , gökten gelen renkleri tutuyorsa sisin, pusun, tozun varlığına şükretmeli miyim?

önce neden bunu yapmak için yataktan  fırladığımı anlamıyorum , anlamıyorum bunu neden yaptığımı !?
ardından renk sıkalama sırıtıyorum,kör olmaktan korkmuş olmalıyım..
* bu bir rüya değil


-fail in kim
insan
-düzensiz fiiller(fall)
*zımkıya



http://www.youtube.com/watch?v=1FiS4cOhrLs&feature=related


hayır bunun anlamı her şey silinir/yıkanır değil

hayır bunun anlamı yazı da kalmaz değil

hayır bunun anlamı ne dediğini bir sen bilirsin değil

hayır bunun anlamı motorize olmuş olmak değil


*dışarlak sebepleri olmayan,gerek olmamasına rağmen fazladan yapılan/an ın

içsel itki/si

sanat olabilir





özledim
seni
koca yemişim 
çiçek açmak üzeresindir
..

böylece sen ben/de sensin

değer
kılmayalım
bu tapınmak gibi
hayır
birbirimizde değer aramayalım olmaya


laboratuvar faresi mi duygularımız

ayrıştırma,birleştirme yoluyla bir sonuca ulaşmayalım,birbirimize teşhis koymak için aracı-araçlar kullanmayalım
değer bir ölçüttür
ölçüt ise kıstas gerektirir

sadece
kolumu kaldırıp avuç içlerimdeki kan akışımı kalbinin ritmine koyup gözlerimi kapatarak duymak istiyorum
seni
beni
bende seni
sende beni
.
(makoto aida)

Gün Ay dın / sıfır bölgesi

kendime

saate bakıyorum 05:05
hayır! haaayıır!
kendi nefesimin sıcaklığından ve kokumdan sıyrılıp başımı çıkarıyorum yorganın altından,gözlerimi açmamak konusunda ısrarlıyım.Yüzüme kapıdan doğru soğukluk vuruyor yanağımı avucuna alıyor burnumun ucunu ısırıyor,soğukla sevişmeye alışamıyorum bir türlü, tekrar içime kendi sıcaklığıma doğru kaykılıyorum.Bazı saba-h-lar  beni yataktan fırlatıyor,deli gibi neden yataktan zıpladığımı bilmiyorum ,üstelik bu iç suyumun çırpıntılanmasına sebep oluyor,bedenim açık denizde bir tahta parçası gibi suyumun dalgasında yalpalıyor,aslında bundan hoşlanmıyor değilim bastığım zeminin altımdan kayması her daim bilincimi açık tutan şeylerden biri olmuştur.
Banyoya yöneliyorum,öylece durup musluklara bakıyorum.Bunca su dolu bir varlıkken bedenimin darasından kurtulmak isteği beni hep suya doğru sürükler,ona duyduğum tutkuyu nasıl anlatabilirim ki! üzerimden akarken ,içine girdiğimde,battığımda kabımdan sıyrılabileceğim duygusu sarar içimi ,bir kabuktan sıyrılabilme düşüncesi.Su akıyor, tepemi dövüyor ağır ağır çözülüyor derim,yırtılmadan, yarılmadan sadece eriyor önce yüzüm kayboluyor,gözlerim düşüyor,bir kurbağanın suya atlaması gibi bir ses geliyor eriyen kulaklarıma, ardından omuz başlarım çözünüyor, köprücük kemiklerimin düşüşünü duyuyorum, zeminde çıkardığı sesi, ayrışıyorum . Ayrışırken içimden geçen çözelti olmak değil ,su olmak da değil,devinimimi algılamak istiyorum, sıfır bölgesinde parçacık olmak kütlesizleşirken ışığımın dalga boyunda yayılmak.


Mutfağa doğru seğirtiyorum bir bardak su içiyorum "ne kadar sulu bir sabah" derken yüzümde bir sırıtıştan çok ışık var.Tabureyi camın kenarına çekiyorum bir bardak yoğurt içsem.Pencereyi açıyorum, altın mı ,sarı mı ,bej mi gözlerimin bulamadığı renkteki nar dallarını seyrediyorum, rüyamda gördüğüm sahrayı hatırlatıyor bu tarifleyemediğim renk ,irkiliyorum. Boş arazinin küçük bataklığını,üzerindeki yeşil fotosentezciyi ona bulaşan çamuru, salınan sazları birbirine seslenen kuşları en çok rüzgarı, en çok onu dinliyorum ,o yuvasından yatağından kaldırıp tüm kokuları gezdiriyor, tüm zerreleri ,tozu ,tohumu döndürüp duran rüzgarı. Gece güne döndü selamı ile göğsüme çarpmasına sadece ufak bir ürperti ile karşılık veriyorum.

Ay'ı göremez oldu gözüm gün ışık yığınını gözlerime serptiğinden
Gün sen Aydın
rüzgar Saba-hımı ayılttın

sürer gider nidası foton'un hızına erek gönlümün

DNA saçımı

*sonuçta hepimizin bir bakış açısı var ve sen yanlışsın ben doğruyum tarzı bir mantık da yok. belki tam da burasında doğru ve yanlış da yok ve belki değerler, değer yargılarınının altında inlemekteler.sen döv beni,beni sen döv *"dedi arkadaş"

alta alınan her şey mutlak inler,acısından mı keyfinden mi bilinmez ! belki de yer çekimi olmasaydı ağırlık denen şeyin varlığı da olmazdı,o zaman...
umrumda değil
açıkçası yanlı şeyler olduğunu biliyorum (bunun için zıt kutupların düşünsel açılımı sağ olsun)ve çizgilerin hep doğru olduğunu düşünmek gafleti de insana mahsus.
Ben ise bir yay kullanmak istiyorum, atalarımın kanımda dolaşıyor olmasından kaynaklı bir istek olsa gerek ve de ayrıca matematiği biliyor olmam onu içsel olarak kabul ediyorum anlamına gelmiyor, ruhum onu algılamıyor sadece bilinç im bu düzenin içinde dölümü bırakmak için(varlığımı sürdürmek için(içsel itki)) onu anlıyor
yani
elbette bozulmuş dna ları altıma alacağım. Yaşatmak için değil ,yok etmek için çünkü yarının sürmesi bu günkü gerçeklerin koşullarında var olmak gerektiriyor
ne mi diyorum..hiç bir şey

hayatımca çok insan dövdüm ancak bunu elim, kolum, bacağım, ayağımla, değil aklımla yaptım ve açıkçası ruhumu hiç karıştırmadım bu işe çünkü eğer ruhumla yaparsam öldürürüm

bilemiyorum bu söylediklerimi anlar mı birileri..belki..de..



yıldız burunlu köstebek

E-Rüyanda dünyanın daha iyi olduğunu gör.
K-ben bir körstebeğim göremiyorum..göremiyorummm
E-Görmek için gözlerine ihtiyacın yok.
K-göremeyen bir mahluk acaba nasıl hayal kurar ve rüyalanır..kokladığımın rüyası nasıldır...bunun rüyasını görmeyi düşleyeceğim gecemde

renklerin ötesi kokuysa...

varlığın duyuları koklar her şeyi

sürü

şuur insanı cennetten kovmuş
cennet!
şuursuz olmakmış

bilinç, bireysel bilinç, birey olma bilinci, tekli bilinç
çoklu şuuru terk eden tekil bilinç ,
kendi sopası olmak yolculuğuna çıkmış varlığın içsel sancısı...
başkaları tarafından dövülmeye alışmış biri sopayı kendi üzerine sallayabilir mi ?!
ilk özdek
I'm naked and I'm far from all..everything..
away
(kim fox)

insan ve kaligrafik arzular

*ey ! Değirmen taşına buğdayı akıtan oluk
yüzün yüzüme hiç değmiyor
hak bilmem ben bildiğim tek şey olmak
edinimlerimde hak arzularım hiç olmadı
düşünüyorum da duygular da edinimli olabildiğine göre bir hatıralar zincirim yok demek de saçma
bilmem i bilerek, bilinmez kılma çabaları da saçma, sonuçta bu da bir içkaçamağı
kişi ne kadar saçmalayabilir ki daha

think of Item
Antikçağda Empedokles'ten beri dört temel öğe kabul edilir: Toprak, su, ateş, hava.
Pythagorasçılar ve Aristoteles beşinci öğe "aether"i eklemişler(anlamına siz bakın)
hay ben sizin felsefe taşınızı kırayım eklentilerinizi dağıtayım

think of An Item
halbuki ben
sade ce soğuk bir günde ağzımdan çıkan nefesimin temsili olmak istiyorum
asimile olmuş olmak değil
hay lanet
foseptik çukuruna düşesice *ARD bilgi

Ard: Değirmen taşına buğdayi akıtan oluk...Buğdayı azar azar döken değirmen HUNİsi

(*bilineni o anki işlevselliğinin uygunsuzluğundan "bilmiyorum" kılanlara
*yani düşünce ve duygu sakınanlara..)

keklik gözü/kan damlası


*adonis
yol
..
bir seyir içindeyim
yol a çıktığım yer gözlerime aldığım karede değil
dünya
..
diyorum ki bu sanatı kim yapmışsa içine tüm ruhunu katmış...harikaymış
ancak benim değil
 ..
yinede diyorum ya hiç kimse bir yer değil, algıladığım yer zemin değil...
bu çekim bana ait değil
ağırlığınla değil
hacminle
seviş
özdek
yatağım döşeğim hep sen koksun 

KAVRAK



yaşamanın anlamını kavradım, kalmak için sebep aramıyorum
kendimi yok etme hakkım kendimde saklı..
neşeyle herhangi bir zamanda herhangi bir sofradan kalkıp bunu yapabileceğimi..
..içimde taşıdığımın bilincindeyim
şimdi her şey uçuşuyor..güzel bir sadeliğe doğru yol alıyorum gidebilme becerisine sahip olduğumu algıladığımdan beri gülümseyebiliyorum..kavram karmaşalarıyla uğraşmıyorum(sayılır)...yaşıyorum ve şalterin kendisi benim
güneş bu gün ne güzel doğdu, hava ne güzel kokuyor,bir ısırık ekmek ne kadar lezzetliymiş...sevgi yaşamaktaki içsel dinamikten geliyor..çok komik bu söylediklerim insanlara budanın yanında sırıtıyormuşum yada çiçek çocukların dumanlı kafasıymış gibi geliyor halbuki onları hiç bilmiyorum..çağrıştırmalar yapmadan anlatılamıyor bazı duygular..aslında bukadar çok kelime sarfetmek gerekmiyor,,
Sarmal olarak yaşıyoruz tüm duyulara sarılmış izotoplar gibi.

masal bu ya !


(Turritopsis Nutricula)
*fractuuss/fraktal arzular
bütünü parçalamadan yada kırmadan doğrudan denizanasının var oluşunu algılar gibi yaşayıp sürmek

(stefan kuhn)

af - buyurun !

içimde
saftitreşim halinde bir bilinç okyanusu var
  üzerime kapaklanmış rüzgarınız , esiyor da esiyor
dalgalarım yaprak yaprak salınıyor
  hışırtısı sizi mi boğuyor !

diğer dağdan kulağına çinilendiğinde


                                              güzel popo

güvenceli bölge/ güve bölgesi


*kavram kaynar kazanda

-sen kimsin?
-sen güvenebileceğim biri misin?
güvenilebilecek olan kimse kendini ne bilsin..


kavramlar ancak gözlemcileri tarafından keşfedildiğinde anlam yüklenir ve özellik kazanırlar, beni doğrudan gözlemleyebiliyorsan kavrayışın ve algılayışınla(ancak o zaman..belki de doğru) biçimlendiriyorsun demektir.

çırpınmaya gerek yok çünkü, bilmek diye bir şey yok,bu gün öyle sanarken yarın olmadığını öğreneceksiniz

kavramlar biçimlerdir ve oldukça kaygandırlar, kimseye onlarla tutunulamaz, eğer bunu dillendirirsek; her cümle kibrinizle başlar ve soru işaretiyle sürer,hiçlenerek biter, üstelik bu soruların içinde kendince cevaplar barındırıyor olmak kişiyi sanrısal bir varlık yapar, zaten bu yüzden kuşkuçuluktan dem vuruyor insanın içi, ana sorun şudur ki ; tasarımlarını tek başına yapanlar sadece ekolarını duyarlar...aynaya baktığında beni görebiliyor musun ? kendini yitirmeden beni de algılaya biliyor musun?

düşüncelerde sezgileri derlesek ve şöyle dolaşsak...  Evren: vaha, vahiy, vahim..eğer evren vahimden ibaret olsa gerçek varlığı olmaz o zaman her şey hayalden ibarettir,bu durumda hayal kuramadığımızı söylüyorsak ; kuramadığımızı söylediğimiz şey yaşamaktır
yada vaha olsa üzerinde bulunduğumuz yer az bulunur bereketli alandır kıymetini bilmek, ayaklarını sağlam basmak gerek
yahut vahiy olsa buyruğun kendisi doğrudan biziz, yine yaşa, yaşa, yaşa



-sen kimsin?

*-kelebek sen misin?

-sen güvenebileceğim biri misin?

*-kaç mevsim edersin?



Ben bir tüyüm açık gökyüzünde

Bu düzlükte dörtnala koşan o mavi atım

Ben parlayan ve suda dolanan o balığım

Ben çayırların sevinci – akşam güneşiyim

Ben rüzgârla oynayan bir kartalım

Ben ışıldayan damlalardan bir güvercinim

Ben en uzak yıldızım

Ben sabahın serinliğiyim

Ben yağmurun vurmasıyım

Ben donmuş kar üzerindeki parıltıyım

Ben ayın göl üzerindeki uzun yansımasıyım

Ben dört renkli bir alevim

Ben görüntüsü alacakaranlıkta kaybolan geyiğim

Yaban kazlarının kış göğünde

Uçarken çizdikleri açıyım

Ben kurt yavrusunun acıkmasıyım

Ben bunları saran rüyayım

Anlıyor musun – ben yaşıyorum ben yaşıyorum

Ben dünya ile iyi ilişkiler içindeyim

Ben güzel olan her şey ile iyi ilişkiler içindeyim

 (Scott Momaday)

yaşayan kimse güvenceyi neylesin



Anlıyor musun? ANLAMA !
ALGILA

bu orta şekerli bir kahve değil



yakıtım kendimden ancak onu yakacak enerji de gerekir
kendimi küçümsemiyorum ancak büyümsemiyorumda

ancak acı kahve içenler bu duyguyu seslendirebilir

tatlı kibrinizi kendiniz için

tüm tepelerimin arasındaki ak bütünlüğüm

belki de dalgalanıyorumdur rüzgarımda
belki de masmaviyimdir uykumda
uyanışımda bir kap suyla yeşeririm belki
belki süttür ağarTAN beni
çizgisizlik renksizliktir belki
yinede
huzuru bana ocakta taşırTAN
iki tepemin arasındaki bütünlüğüm

termodinamik

yeşil akıyor kanım
ve
mavi
ve
kızıl gün batımı tenim
balık pulları dolaşıyor kanımda
gözlerim yıldız dolu
burnumdan soluduğum
ağzımdan nota olarak çıkıyor
çok neşeli
şu yaşam denen devinim

ısı devingisi kendi olan varlık

bu mahi içinde bir kütle olarak yüzgeçlerim dahi oluşmadı,böylece sürtünme kuvveti olmadan var olmayı bildim,bundandır ki başka türlüsünü bilmiyorum,solungaçlarım bile yok benim ,sizin gibi nefes almayı da bilmiyorum , gözlerim henüz oluşmadı neyin içinden neye doğru akacağımı hissettiğimden huzurlu ve dinginim,beklemiyorum deviniyorum

ne bileşik ne asal

                                                 (Shayna Leib)
                                               

yine de




ağsal bileşke
akışı

all is dia gone


Zamanın sürekli akıp gittiğini söylüyorsak ve bu akışın hızını algılanamaz buluyorsak,akılkabını diagonal çizdirmişiz demektir.Zaman bilince saplanmış yersiz bir kavramdır

küstah

-adın nedir?dedi kadın
_adım sensin. dedi adam





işte bu gayet yalın
işte ben buna aşk diyorum





*indirgendiğini mi düşünüyorsunuz? çok küstahsınız!

*



akıl deviren enfes bir serinlik

(hayatın tam ortasında,kutlu bir esenlik içinde yaşıyorum.Ben de her şeyle beraber yanmıyor muyum? Siz ne sanıyorsunuz..)

dilduygusunun uygusu





                                                        (dennis wojtkiewicz)


aşkın dili liriktir , bir limonu ısırmak arzusu gibi…