saçlarım daha uzunken uzun uzadıya düşünürken kısa kesmek istiyorum

.
sade ce sen ve ben olsaydık sevişmek dikromatik bir hiss olabilirdi


yatağa uzanıyorum
sol yanımda bir kitap ,sağ yanımda gece,bir süre sonra solumu kavrayıp sağıma doğru yatırıyorum ,aklımın üzerime çıkmasına izin vermiyorum,yataktan aşağıya doğru iteliyorum onu, gözlerimi kapadığımda saydamlığın içine yeşil akmaya başlıyor,akan yeşilin mahiyetini kavramaya çalışıyorum ,çocukluğum,konya daki su parkı geliyor aklıma rengarenk akan sular,değil ! bu yeşil o değil ,içinde yüzmüyorum ,sanki yaşayışın kendisi öyle ,aklımı yataktan aşağıya sıyırdığımı hatırlıyorum anlamaya değil algılamaya açıyorum kendimi,sevgi ile şakalaşır gibi bir el kıstırıveriyor burnumu "iyi geceler" dediğini duyuyorum, bir şehir beliriyor gözümün önünde bir adam yemek yiyor denize karşı yeşil ışıklar ışıldıyor, uzaklarında suyun üzerinde, sonra sarı, kırmızı, mor, mavi karışıyor gözümün içinde hare hare patlıyorlar o kadar yaklaşıyorlar ki gözümü açıyorum ,burnumu elliyorum ,sanki parmaklar gerçekten burnumu kıstırmış gibi ,şefkatine gülümsüyorum

yeşil,yeşil,yeşil
yeşilin içinde sevişiyoruz
seviştiğim yeşil mi ? adam mı ? adam mı yeşil ? ben mi ? sevişmek mi yeşil !
yeşil, yeşil
yeşilin içinde buğulu tenlerimiz,sevişmekten mi buğulanmış tenlerimiz,tenimizden çıkan buğu mu yeşil,vahşi tadıyla genzimizden kayarak içimize akan yeşil,taze çiğ kokulu yeşil, kanımıza karışan yeşil



kırmızı
yeşil
şimdi,şimdi
bedenlerimizden dışarı taşan mahi-devran
kahverengi


tırnaklarımın mavisine ay taşını katıştırmayı düşünerek doğruluyorum uykumdan,parmaklarıma gök bulaşmış gibi,atmosferin rengi var mıdır? Eğer saydamlığını sis pus toz bozuyorsa ve onlar yerden , gökten gelen renkleri tutuyorsa sisin, pusun, tozun varlığına şükretmeli miyim?

önce neden bunu yapmak için yataktan  fırladığımı anlamıyorum , anlamıyorum bunu neden yaptığımı !?
ardından renk sıkalama sırıtıyorum,kör olmaktan korkmuş olmalıyım..
* bu bir rüya değil


-fail in kim
insan
-düzensiz fiiller(fall)
*zımkıya



http://www.youtube.com/watch?v=1FiS4cOhrLs&feature=related


hayır bunun anlamı her şey silinir/yıkanır değil

hayır bunun anlamı yazı da kalmaz değil

hayır bunun anlamı ne dediğini bir sen bilirsin değil

hayır bunun anlamı motorize olmuş olmak değil


*dışarlak sebepleri olmayan,gerek olmamasına rağmen fazladan yapılan/an ın

içsel itki/si

sanat olabilir





özledim
seni
koca yemişim 
çiçek açmak üzeresindir
..

böylece sen ben/de sensin

değer
kılmayalım
bu tapınmak gibi
hayır
birbirimizde değer aramayalım olmaya


laboratuvar faresi mi duygularımız

ayrıştırma,birleştirme yoluyla bir sonuca ulaşmayalım,birbirimize teşhis koymak için aracı-araçlar kullanmayalım
değer bir ölçüttür
ölçüt ise kıstas gerektirir

sadece
kolumu kaldırıp avuç içlerimdeki kan akışımı kalbinin ritmine koyup gözlerimi kapatarak duymak istiyorum
seni
beni
bende seni
sende beni
.
(makoto aida)

Gün Ay dın / sıfır bölgesi

kendime

saate bakıyorum 05:05
hayır! haaayıır!
kendi nefesimin sıcaklığından ve kokumdan sıyrılıp başımı çıkarıyorum yorganın altından,gözlerimi açmamak konusunda ısrarlıyım.Yüzüme kapıdan doğru soğukluk vuruyor yanağımı avucuna alıyor burnumun ucunu ısırıyor,soğukla sevişmeye alışamıyorum bir türlü, tekrar içime kendi sıcaklığıma doğru kaykılıyorum.Bazı saba-h-lar  beni yataktan fırlatıyor,deli gibi neden yataktan zıpladığımı bilmiyorum ,üstelik bu iç suyumun çırpıntılanmasına sebep oluyor,bedenim açık denizde bir tahta parçası gibi suyumun dalgasında yalpalıyor,aslında bundan hoşlanmıyor değilim bastığım zeminin altımdan kayması her daim bilincimi açık tutan şeylerden biri olmuştur.
Banyoya yöneliyorum,öylece durup musluklara bakıyorum.Bunca su dolu bir varlıkken bedenimin darasından kurtulmak isteği beni hep suya doğru sürükler,ona duyduğum tutkuyu nasıl anlatabilirim ki! üzerimden akarken ,içine girdiğimde,battığımda kabımdan sıyrılabileceğim duygusu sarar içimi ,bir kabuktan sıyrılabilme düşüncesi.Su akıyor, tepemi dövüyor ağır ağır çözülüyor derim,yırtılmadan, yarılmadan sadece eriyor önce yüzüm kayboluyor,gözlerim düşüyor,bir kurbağanın suya atlaması gibi bir ses geliyor eriyen kulaklarıma, ardından omuz başlarım çözünüyor, köprücük kemiklerimin düşüşünü duyuyorum, zeminde çıkardığı sesi, ayrışıyorum . Ayrışırken içimden geçen çözelti olmak değil ,su olmak da değil,devinimimi algılamak istiyorum, sıfır bölgesinde parçacık olmak kütlesizleşirken ışığımın dalga boyunda yayılmak.


Mutfağa doğru seğirtiyorum bir bardak su içiyorum "ne kadar sulu bir sabah" derken yüzümde bir sırıtıştan çok ışık var.Tabureyi camın kenarına çekiyorum bir bardak yoğurt içsem.Pencereyi açıyorum, altın mı ,sarı mı ,bej mi gözlerimin bulamadığı renkteki nar dallarını seyrediyorum, rüyamda gördüğüm sahrayı hatırlatıyor bu tarifleyemediğim renk ,irkiliyorum. Boş arazinin küçük bataklığını,üzerindeki yeşil fotosentezciyi ona bulaşan çamuru, salınan sazları birbirine seslenen kuşları en çok rüzgarı, en çok onu dinliyorum ,o yuvasından yatağından kaldırıp tüm kokuları gezdiriyor, tüm zerreleri ,tozu ,tohumu döndürüp duran rüzgarı. Gece güne döndü selamı ile göğsüme çarpmasına sadece ufak bir ürperti ile karşılık veriyorum.

Ay'ı göremez oldu gözüm gün ışık yığınını gözlerime serptiğinden
Gün sen Aydın
rüzgar Saba-hımı ayılttın

sürer gider nidası foton'un hızına erek gönlümün

DNA saçımı

*sonuçta hepimizin bir bakış açısı var ve sen yanlışsın ben doğruyum tarzı bir mantık da yok. belki tam da burasında doğru ve yanlış da yok ve belki değerler, değer yargılarınının altında inlemekteler.sen döv beni,beni sen döv *"dedi arkadaş"

alta alınan her şey mutlak inler,acısından mı keyfinden mi bilinmez ! belki de yer çekimi olmasaydı ağırlık denen şeyin varlığı da olmazdı,o zaman...
umrumda değil
açıkçası yanlı şeyler olduğunu biliyorum (bunun için zıt kutupların düşünsel açılımı sağ olsun)ve çizgilerin hep doğru olduğunu düşünmek gafleti de insana mahsus.
Ben ise bir yay kullanmak istiyorum, atalarımın kanımda dolaşıyor olmasından kaynaklı bir istek olsa gerek ve de ayrıca matematiği biliyor olmam onu içsel olarak kabul ediyorum anlamına gelmiyor, ruhum onu algılamıyor sadece bilinç im bu düzenin içinde dölümü bırakmak için(varlığımı sürdürmek için(içsel itki)) onu anlıyor
yani
elbette bozulmuş dna ları altıma alacağım. Yaşatmak için değil ,yok etmek için çünkü yarının sürmesi bu günkü gerçeklerin koşullarında var olmak gerektiriyor
ne mi diyorum..hiç bir şey

hayatımca çok insan dövdüm ancak bunu elim, kolum, bacağım, ayağımla, değil aklımla yaptım ve açıkçası ruhumu hiç karıştırmadım bu işe çünkü eğer ruhumla yaparsam öldürürüm

bilemiyorum bu söylediklerimi anlar mı birileri..belki..de..